Aksaray Yöresel Kültürel Kamusal Kurumsal Paylaşım sitesi Aksarayın en iyi Sitesi
Üyelik Giriş Yap | Üye Ol | Şifrem Neydi | Canlı Destek Facebook
Konu Açan Ecrin Hüma
31.01.2011 18:39:45
Normal Üye
Ecrin Hüma
 
Mutlumusun :
Yazmamış
Neden :
Yazmamış
SonKararinmi :
Yazmamış

 
Yemame Gününde Savaş Kartalı

Peygamber (s.a.v.), bir gün etrafında müs­lümanlardan bir cemaatle oturuyordu. Sohbet d­e­vam ederken bir ara başını önüne eğdi. Son­ra etrafındakilere şöyle dedi:

"İçinizde azı dişi cehennemde Uhud dağın­dan daha büyük bir adam var..."

Resûlullah (s.a.v.)'la o mecliste bulunan­ları, dinde fitneye düşme korkusu daima hu­zursuz etmiş, endişelendirmiştir... Onlardan her biri, kö­tü sonun ve kötüye dönüşün kendi­sini bek­lediği korkusu ve tedirginliği için­deydi...

Fakat o gün kendilerine bu sözün söylen­diği bütün kişilerin sonu hayırlı bitti ve hayat­larını Allah yolunda şehit olarak tamamladılar. Onlardan hayatta sadece Ebû Hüreyre ve Rec­cal b. Unfuve kaldı...

Ebû Hüreyre'nin, söylenilenin başına gele­ceğinden duyduğu korkuyla içi hep sarsılmış­tır. Kader kötü talihin sahibi üzerinden örtüleri kaldırıncaya dek ne huzur bulabilmiş, ne de gözünü kırpabilmiştir. Reccal İslâm'dan çıktı ve yalancı peygamber Müseylime'ye katılıp, ona iman etti.

İşte o zaman Resûlullah (s.a.v.)'in kötüye dönüşünü ve kötü geleceğini haber verdiği kişi ortaya çıkmış oldu.

Bir gün, Reccal b. Unfuve denen bu adam, biat etmiş ve müslüman olmuş olarak Resû­lullah (s.a.v.)'e geldi ve İslâm'ı bizzat on­dan öğrenir öğrenmez kavmine döndü. Resûlullah (s.a.v.) vefat edip, Ebû Bekir halife seçilinceye kadar bir daha Medine'ye dönmedi. Dönü­şünde Ebû Bekir'e Yemame ahalisinin haberle­rini, Müseylime'nin etrafında toplan­malarını an­lattı ve onların İslâm'da kalmalarını sağla­yacak olan Halife Elçisi olmayı teklif etti. Hali­fede ona izin verdi.

Ve Reccal, Yemame ahalisine gitti. Dehşet verici çokluklarını görünce üstün olanların on­lar olduğunu sandı. Hain nefsi ona gelecekte kurulacağını düşündüğü Kezzab'ın devletinde bir yer edinmesini söyledi. İslâm'ı terk etti ve kendisine birçok vaatte bulunan Müseylime'nin safına katıldı.

Reccal'in İslâm'a olan tehlikesi, Müseyli­me'nin­kinden daha büyüktü.

Çünkü o geçmişteki Müslümanlığını, Resû­lul­lah (s.a.v.) zamanında Medine'de ya­şadığı dönemi, Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetini ez­bere biliyor olmasını ve müslümanların ha­lifesi Ebû Bekir'e olan elçiliğini bir fırsat olarak kul­lan­dı. Bütün bunları Müseylime'nin yalancı pey­gam­berliğini pekiştirmek ve hâkimiyetini desteklemek uğruna sinsice kullandı.

İnsanlar arasında dolaşarak, onlara Resû­lul­lah (s.a.v.)'in "Müseylime b. Hubeyb ile pey­gam­berlikte ortak kılındım."dediğini işitti­ğini söy­lü­yordu. Ve madem ki Resûlullah (s.a.v.) öl­dü; öy­leyse ondan sonra peygam­berlik ve vahiy bayrağını taşımakta insanların en haklısı Müsey­li­me'­dir!..

İşte bu Reccal denilen adamın yalanları Re­sûl (s.a.v.) ve İslâm'la olan geçmişteki bera­berliğini sinsice kullanması nedeniyle Müseyli­me'nin etrafında toplananlarının sayısı aşırı bir şekilde arttı.

Reccal'in haberleri Medine'ye ulaşıyor ve müslümanlar, insanları derin bir sapıklığa iten ve yapmak zorunda kalacakları savaş alanını genişleten bu tehlikeli mürtedten dolayı kız­gınlıktan yanıp tutuşuyorlardı.

Müslümanların en kızgını ve Reccal ile kar­şılaşmak için en çok yanıp tutuşanı olan Zeyd b. Hattâb, sevgili isminin altında tarih ve siyer kitaplarında anısı parıldayan yüce bir sahâbîydi!!..

Zeyd b. Hattâb…

Şüphesiz onu tanımış olmalısınız... 

Ömer b. Hattâb'ın kardeşi…

Evet... Ömer'in büyük kardeşi... Ve hep on­dan önde olan...

Dünyaya Ömer'den önce geldi, ondan yaşça büyüktü. İslâm'da ondan önceydi... Al­lah yolunda şehâdette de ondan önceydi...

Zeyd üstün bir kahramandı... Sessizce iş yapardı. Kahramanlığının özü olan suskunlu­ğuna özen gösterirdi.

Allah'a, Resûlü'ne ve dinine olan imanı sağlamdı. Hiçbir yerde ve hiçbir savaşta Re­sû­lul­lah (s.a.v.)'den ayrı kalmadı.

Her savaş alanında şehâdeti aradığı kadar hiçbir şeyi aramadı..!

Uhud günü, müslümanlarla müşrikler ara­sında savaş kızıştığı anda, Zeyd b. Hattâb çar­pışa çarpışa ilerliyordu.

Kardeşi Ömer, onun zırhının düştüğünü ve düşmanlar tarafından vurulmaya çok uygun bir hâle geldiğini gördü ve ona seslendi.

"Zeyd benim zırhımı al ve onunla savaş..!"

Zeyd ona cevap verdi:

"Ömer, senin istediğin şehâdeti ben de isti­yorum..!"

Büyük bir cesaretle ve büyüleyici bir feda­kârlıkla zırhsız olarak savaşmaya devam etti.

Zeyd (r.a.)'ın, çirkin hayatını sona erdir­menin kendisine ait olması temennisiyle Rec­cal ile karşılaşmak arzusuyla yanıp tutuş­tuğu­nu söylemiştik. Reccal, Zeyd'e göre sa­dece mür­ted değil; aynı zamanda bir yalancı, münafık ve amacına ulaşmak için her şeyi göze ala­bilecek birisiydi.

Mürtedliği, inanarak değil, alçak bir tamah­kâr­lık ve nefret dolu aşağılık bir münafıklık ne­deniyle idi.

Zeyd, münafıklığa ve yalana olan nefre­tin­de tamamen kardeşi Ömer gibiydi..!

Her ikisinin de kin ve nefretlerini, aşağılık amaçların ve alçak menfaatlerin oluşturduğu mü­nafıklık gibi hiçbir şey harekete geçire­mez­di.

İşte bu aşağılık amaçlar için Reccal iğrenç rolünü oynadı ve Mü­sey­lime'nin etrafında top­lananların sayısını korkunç bir şekilde arttırdı. O bunu yapmakla, riddet (dinden dönme) sa­vaşlarında ölümleriyle yüz yüze gelecek birçok kişiyi yok olmaya ve ölüme kendi elleriyle iti­yordu... Önce onları saptırdı ve sonunda da öldürdü...

Ama ne uğrunda..? 

Arzusunun süslediği, nefsinin kendisine gü­zelleştirdiği iğrenç emelleri uğruna…

Zeyd iman dolu hayatını, bu fitneyi Mü­sey­lime'nin şahsında değil ondan daha teh­likeli ve daha günahkâr olan Reccal b. Unfu­ve'nin şahsında yok ederek tamamlamaya kendini hazırladı.

"Yemame Savaşı" şiddetli ve korkunç bir şekilde başladı. Hâlid b. Velîd İslâm askerlerini topladı ve onları yerlerine dağıttı. Askerlerin sancaktarlığını kime verdi..?

Zeyd b. Hattâb'a...

Müseylime'nin taraftarları olan "Benî Ha­nife" ile çetin ve ölümcül bir şekilde savaştı.

Savaş başta müslümanların aleyhine döndü ve onlardan birçok şehit düştü.

Zeyd müslümanların bazısının kalplerine düşen kaçma arzusunun belirtilerini fark edince bir tepeye çıkıp kardeşlerine şöyle hay­kırdı:

"Ey İnsanlar... Dişlerinizi sıkın! Düşmanını­zın üzerine yürüyün! İlerleyin... Allah'a yemin olsun ki, Allah onları yenilgiye uğratıncaya ya da O'na kavuşup şehâdetimin gerekçesini ona söyleyinceye dek konuşmayacağım..!!"

Dişleri sımsıkı, dudakları kapalı bir hâlde di­lini kıpırdatmaksızın tepeden indi.

Ona göre savaşın geleceği Reccal'in akıbe­tiyle aynı noktada yoğunlaşıyordu. Reccal'ı bul­mak amacıyla savaşan kalabalığı bir ok gibi yara­­rak geçmeye başladı, sonunda onu gördü.

Bir sağdan, bir soldan ona ulaşmaya çalışı­yordu. Savaş tufanı, düşmanını her yutup giz­leyişinde dalgalar tekrar onu yüzeye itinceye kadar Zeyd de onun ardından dalıyordu. 

Zeyd ona yaklaşıyor, kılıcını ona doğru sa­vuruyor… Ancak korkunç insan dalgaları Rec­cal'ı tekrar yutuyordu. Zeyd ise onu takip ediyor ve kaybolmaması için ardından dalı­yordu.

Sonunda onu boynundan yakalayıp, gurur, yalan ve alçaklıkla dolu başını kılıcıyla uçuru­yor...

Ve yalanın düşüşüyle onun dünyası da düş­meye başladı. Korku, önce Müseylime'nin ve Muhkem b. Tufeyl'in, sonra da fırtınalı bir gün­de ateşin yayılması gibi, içinde Reccal'in ölüm ha­beri yayılan Müseylime'nin askerlerinin kalp­­lerine yayıldı.

Müseylime onlara kesin zafer vaat edi­yor­du. Onun, Reccal b. Unfuve ve Muhkem b. Tufeyl'in, zaferin ardından dinlerini yaymaya ve devletlerini kurmaya başlayacaklarını söy­lüyordu..!!

İşte Reccal öldü.. Öyleyse Müseylime'nin peygamberliği tamamen bir yalan... Yarın Muh­kem ölecek... Öbür gün de Müseylime..!!

Böylece Zeyd b. Hattâb'ın vuruşu, Müsey­lime'nin saflarında bütünüyle yıkıma ne­den ol­du.

Müslümanların ise, haber aralarında yayılır yayılmaz azimleri dağlar gibi yüceldi ve yara­lıları yarasını umursamaksızın eline kılıcını alıp yeniden ayağa kalktı.

Ölümün eşiğinde olup hayatla aralarında çok az bir şey ve zaman olanların bile haber kulaklarına tatlı bir düş gibi dokunuverdi.

Muhteşem sonucuyla zaferi görebilmek ve savaşmak için hayata tekrar dönebilecekleri bir kuvvetin kendilerinde olmasını arzuladılar.

Fakat bu nasıl olabilirdi? Artık onları karşı­lamak için cennetin kapıları açılmış ve onlar huzura çağrılırken, şimdi adlarını duymakta­dır­lar..?!

Zeyd b. Hattâb, Rabbine dua için ellerini gökyüzüne kaldırdı.

Ona verdiği nimetten dolayı şükretti...

Sonra tekrar kılıcına ve suskunluğuna döndü. Çünkü bir müddet önce zafer kesinle­şin­ceye ya da şehit oluncaya dek konuşma­maya Allah'a yemin etmişti...

Artık savaş müslümanların lehine olmaya ve kesin zaferleri onlara hızla yaklaşmaya başladı...

O sırada Zeyd zafer rüzgârlarının esmeye başladığını gördü. Hayatı için bundan daha iyi bir son olamayacağını anladı ve Allah'tan bu Yemame savaşında kendisini şehâdetle rızık­landırmasını istedi.

Cennet rüzgârları esip içini özlemle, gözle­rini yaşla ve yüreğini şiddetli bir arzuyla dol­durdu...

Ve büyük geleceği arayanın vuruşlarıyla vuruşmaya koyuldu... 

Ve kahraman şehid düştü...

Daha doğrusu şöyle dediler: "Şehid olarak yükseldi... Büyük, yüce ve mutlu olarak yük­seldi..."

Ve İslâm ordusu Medine'ye muzaffer olarak döndü... Hz. Ömer, Halife Ebû Bekir'le birlikte zaferle dönenleri karşılarken, bir yandan da özlem dolu gözlerle kardeşini arıyordu...

Zeyd uzun boylu, belirgin bir uzunluğu olan biriydi. Bu nedenle gözün onu fark etmesi çok kolaydı...

Fakat Ömer bakmaktan yorulmamıştı ki, dönen müslümanlardan biri yaklaşıp, Zeyd'le ilgili taziyesini ona iletti…

Hz. Ömer şöyle dedi:

"Allah Zeyd'e rahmet eylesin...

İki güzellikte beni geçti... 

Benden önce müslüman oldu... 

Ve benden önce şehid oldu..."

İslâm'ın sonraları elde ettiği zaferlerin çokluğuna rağmen Zeyd bir an bile kardeşi el-Faruk'un hatırından gitmedi.

Daima şöyle diyordu:

"Doğudan rüzgâr her estiğinde onda Zeyd'in kokusunu bulurum."

Evet...

Saba yeli Zeyd'in kokusunu, onun üstün özel­liklerinin esintisini taşır...

Eğer Emirü'l-mü'minin izin verirse, onun saygın ifadesini tamamlayıcı nitelikte birkaç kelime söyleyeceğim...

Onlar da şundan ibarettir:

…Yemame savaşından beri zafer rüzgârı İslâm'ın üzerine her estiğinde, İslâm onda Zeyd'in kokusunu... yaşadıklarını... kahra­manlığını... ve büyüklüğünü bulur..!

Resûlullah (s.a.v.)'in bayrağı altında bulu­nan Hattâb oğulları mübarek olsunlar...

Müslüman oldukları gün mübarek olsun­lar... Cihad edip şehid oldukları gün mübarek olsunlar... Ve diriliş gününde mübarek olsun­lar..!!

Halid Muhammed Halid 
 


İmza

Gafil İnsan Tuhaf Bir Laf Eder. Der ki: "Yarın Olsun Şunu Yapayım." Bilmez ki, Bugün dünün Yarınıdır.

Cevap Yaz
Copyright
Bugün : 0 - 0 - 0 | Dün : 0 - 0 - 0 | Toplam : 182 - 1129 - 1311 | Üyeler : 0 - 2354 | Online : 0 - 1
Onlineler :
Neler Yaptık | Hakkımızda | İletişim | SiteMaps | Rss
2oo6-2o14 © Copyright Aksaray 68
Yazılım Tasarım
Aksaray 68

AKSARAY.TC - Bizimsite - Aksaray Bilisim - Ihlara - Aksaray Haberler- AxarayFm - siteni ekle
YASAL UYARI
Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan .yer sağlayıcı. olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz .uyar ve kaldır. prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, info@Aksaray.tc mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.

Ping your blog, website, or RSS feed for Free
 

Hızlı Sohbet