Aksaray Yöresel Kültürel Kamusal Kurumsal Paylaşım sitesi Aksarayın en iyi Sitesi
Üyelik Giriş Yap | Üye Ol | Şifrem Neydi | Canlı Destek Facebook
Konu Açan Ecrin Hüma
31.01.2011 18:42:10
Normal Üye
Ecrin Hüma
 
Mutlumusun :
Yazmamış
Neden :
Yazmamış
SonKararinmi :
Yazmamış

 ABDURRAHMAN b. EBÛ BEKİR

Olağanüstü Kahraman

Bütün derinliği ve genişliğiyle Arap seciye­sini yansıtan bir şahsiyet...

Babası ilk müslümanlardan. Henüz kimse iman etmemişken Resû­lullah'a gönülden bağ­lanan, hicret esnasında saklandıkları mağa­rada Allah'ın kendisinden "İkinin ikincisi" diye söz ettiği "Sıddîk" ünvanı ile meşhur Ebû Bekir (r.a.) olmasına rağmen kendisi hâlâ kavminin dinine ve putlarına sımsıkı bağlı, bu inançta sağlam bir kaya gibi sabit duruyor...

Bedir savaşında müşrik ordusunun safla­rında...

Uhud savaşında yine öyle... Hem de müs­lümanlar ile savaşmak üzere toplanan ok­çu­la­rın komutanı olarak...

İki ordu kıran kırana bir savaşa girmeden önce, âdet olduğu üzere iki tarafın yiğitleri teke tek düelloya çıkarlar...

Abdurrahman, kendisiyle dövüşecek birisini isteyerek meydan okur müslümanlara...

Babası Ebû Bekir es-Sıddîk onunla dövüş­mek üzere ileriye doğru atılır... Fakat Resûlul­lah onu tutar, bir babanın, oğlu ile kılıç kılıca düello etmesine izin vermez.

Asil bir Arabın en mümeyyiz vasfı, tam olarak inandığı bir gayeye karşı gösterdiği mutlak bağlılık ve sadakattir.

Bir dine, bir fikre ikna olunca âdeta ona kul olur, onu bundan ayırmanın artık bir yolu bu­lunamaz. Hile ve sahtekârlık olmaksızın, aklını ve ruhunu yeni bir inanç doldurursa o başka...

Abdurrahman'ın, babasına tam bir saygısı, onun aklının yüceliğine, ruhunun ve ahlâkının büyüklüğüne tam bir güveni vardı. Bunları teslim etmesine rağmen kendi inancına olan bağlılığından dolayı babasının Müslümanlığı, onu da müslüman etmeye yetmedi.

Böylece o, inancının ve akidesinin bir ge­reği olarak, Kureyş'in ilâhlarını savunmaya ve onların bayrakları altında, ölümden hiç kork­mayan mü'minlere karşı savaşmaya devam et­ti.

Fakat böyle asil ve güçlü bir kimseye haki­kat eninde sonunda aydınlanacaktı...      

Çünkü bu tip insanlar, özlerinin yüceliği, açık kalpliliklerinin ve samimiyetlerinin nuru sayesinde bir gün mutlaka doğruya ulaşırlar, hidâyet ve hayır üzerinde birleşirler…

Ve bir gün kaderin saati, Ebû Bekir'in oğlu Abdurrahman için yeni bir doğumu müjdele­mek üzere çaldı...

Evet, nihayet ruhuna hidâyet güneşi doğ­muş, onda câhiliyenin miras bıraktığı karanlık ve sahtelik adına ne varsa hepsini silip süpür­müştü... Nihayet o, etrafındaki varlık ve eşya­dan münezzeh, bir ve tek olan Allah'ın varlığını hissetti. Ruhuna ve gönlüne Allah'ın hidâyeti yerleşmişti artık... İşte o bir müslümandı ar­tık...

Hak dine girmek üzere derhal Resûlullah'a gitti.

Oğlunun Resûlullah'a biat ettiğini gören Ebû Bekir, sevinçten neredeyse çıldıracaktı.

O küfründe de mertti... Ve şimdi de mertçe, yiğitçe müslüman oluyordu. Herhangi bir şeye tamah ettiği veya herhangi bir şeyden korktuğu yoktu. Bu iman, Allah'ın hidâyet ve tevfikinin ona bahşetmiş olduğu gerçek ve dürüst bir inançtan ibaretti.

Bundan sonra ise o, daha önce kaçırmış ol­duklarını da telafi etmek için Allah, Resûlü ve mü'minler uğrunda kendini feda edercesine ça­lışacaktı. 

Nitekim Abdurrahman, gerek Hz. Peygam­ber'in zamanında, gerekse halifeleri döne­minde hiçbir meşru savaştan geri kalmamıştır.

Yemâme gününde onun büyük bir kahra­manlığı vardır. O gün Müseylime ve mürted or­dusuna karşı savaşın kazanılmasında bu kahramanlığın büyük bir rolü olmuştur... Çünkü Mü­seylime'nin akıl hocalığını yapan ve ayrıca kuvvetleriyle mürted ordusunun sığın­dığı kalenin en önemli yerlerini koruyan Muhakkim b. Tufeyl'i cehenneme yollayan o olmuştu. Mu­hak­kim, Abdurrahman'ın vuru­şuyla yere yıkılınca etrafındakiler dağılmış, böylece surda bir delik açılmıştı.

İslâm'ın gölgesinde Abdurrahman'ın güzel özellikleri daha bir gelişmiş ve parlamıştı.

İnancına olan bağlılığı, doğru ve hak bildiği şeye karşı olan mutlak samimiyeti, sinsilik ve yağcılığa karşı oluşu ve daha niceleri...

Bütün bu huylar, onun şahsiyetinin ve ha­yatının özü olarak devam edegeldi. Herhangi bir arzu veya korku bu özellikleri ondan uzak­laştıramadı. Hatta Muaviye'nin kılıç zoruyla Yezid için biat aldığı o günde bile... Nitekim o gün Muaviye, Medine'deki valisi Mervan'a biat mektubu yazmış ve onu camide müslümanlara okumasını emretmişti,

Mervan emredileni yapmıştı. Mektubun okun­­ması biter bitmez, Abdurrahman b. Ebû Bekir ayağa kalktı. Camidekilere hakim ol­maya başlayan korku ve endişeyi, kulak veri­lecek bir delil ve açık bir direnişe çevirecek olan şu sözleri söyledi:

"Allah'a yemin olsun ki, siz Muhammed üm­­meti için hayır murad etmiyor; ancak bu ümmeti Bizanslılara benzetmek istiyorsunuz. Nasıl ki bir Bizans kralı ölünce onun oğlu kral oluyorsa, bizde de öyle olsun istiyorsunuz..."

 Abdurrahman o anda, Muaviye'nin bu emri uygulanıp da İslâm'da şûraya dayalı yönetim şekli terk edilerek onun yerine babadan oğula geçen veya tesadüfe, kaba güce dayanan Kis­ra­lık veya Kayserlik getirilince İslâm'ın ba­şına gelebilecek bütün tehlikeleri gömüştü âde­ta!..



Abdurrahman, bu acımasız ve sert sözleri Mervan'ın yüzüne karşı haykırınca, başlarında Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin, Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Amr'ın da bulunduğu bir grup da onu destekledi.

Fakat daha sonra Muaviye'nin kılıç zoruyla, kesin olarak almaya karar verdiği bu biat kar­şısında onları susmaya mecbur eden yeni şartlar meydana geldi. Ama Abdurrahman bu bia­tın geçersiz olduğunu açıkça söylemeye de­vam etti. Neticede Muaviye ona bir adamıyla yüz bin dirhem para gönderdi. Güya bununla onun gönlünü almak istiyordu. "Sıddîk'ın oğlu", paraları bir tarafa fırlatarak, Muaviye'nin el­çisine şöyle çıkıştı:

"Git ona de ki, Abdurrahman dünyası için di­nini satmıyor."

Daha sonra Muaviye'nin Medine'ye gel­mek­te olduğunu haber alınca, hemen orayı terk edip Mekke'ye gitti.

Allah diledi ki, onun karşılaştığı bu filmler ve kötü akıbetler artık yeter...

Mekke'nin tepelerine varır varmaz ruhunu Allah'a teslim etti... Ve insanlar onu Mekke'nin en yüce tepesinde omuzlarında taşıdılar. Bu­ralar onun öz vatanı idi. Ve bu topraklar, onun cahiliye dönemine şahit olduğu gibi sadık, hür ve cesur bir adam olarak Müslümanlık döne­mine de şahit oldu...

Muhammed Halid Muhammed


İmza

Gafil İnsan Tuhaf Bir Laf Eder. Der ki: "Yarın Olsun Şunu Yapayım." Bilmez ki, Bugün dünün Yarınıdır.

Cevap Yaz
Copyright
Bugün : 0 - 0 - 0 | Dün : 0 - 0 - 0 | Toplam : 182 - 1129 - 1311 | Üyeler : 0 - 2353 | Online : 0 - 1
Onlineler :
Neler Yaptık | Hakkımızda | İletişim | SiteMaps | Rss
2oo6-2o14 © Copyright Aksaray 68
Yazılım Tasarım
Aksaray 68

AKSARAY.TC - Bizimsite - Aksaray Bilisim - Ihlara - Aksaray Haberler- AxarayFm - siteni ekle
YASAL UYARI
Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan .yer sağlayıcı. olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz .uyar ve kaldır. prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, info@Aksaray.tc mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır.

Ping your blog, website, or RSS feed for Free
 

Hızlı Sohbet